ÇOCUKLARDA UYKU SORUNLARI
Uyku karmaşık, beyin işlevi ve
psikoloji ile ilgili yaşamsal bir durumdur. Dış etkenlere açık, bireyin duygusal
ve içgüdüsel yaşamıyla ilgili gelişimsel bir işlevdir.
Şu üç dönemi içermektedir: Bunlar uykuya dalma, rüyasız uyku ve rüyalı uyku
dönemleridir. Uykuya dalma döneminde yavaş yavaş çevre ve beden ile ilgili
algılar azalarak kişi uyku dönemine geçmektedir. Rüyasız uyku dönemi bedenin
temel yapı taşları olan proteinlerin yeniden oluşturulduğu ve kişinin fiziksel
yorgunluğunu atarak dinlenmeyi sağlayan dönemdir. Ayrıca bu dönemde büyüme
hormonu salgılanır. Rüyalı uyku dönemi, uyuyan kişide göz kapaklarında ve
gözlerinde hareketlerin başlaması ile fark edilir. Rüyalar başlar, bu dönemde
görülen rüya ile uyumlu olarak beden hareketlerinin ortaya çıkmaması için
kasların gerginliği kaybolmuştur. Eğer böyle bir düzenleme olmasaydı gördüğümüz
rüya ile hareket edecek, hatta yataktan kalkıp dolaşacaktık. Bu özellik
yenidoğan bebeklerde tam oluşmadığından el ve ayaklarda ya da yüzde, bazen gövde
de küçük hareketler olabilmektedir. Bu dönem doğumda yaklaşık uykunun yarısını
oluşturmakta, bir yaşından sonra ise erişkindeki gibi yaklaşık uykunun beşte
birine düşmektedir. Uykunun rüya döneminde bir çok ruhsal olay
gerçekleşmektedir. Bu dönemde gerilimler boşalmakta ya da serbestleşmekte,
hatırlanan her şey ve gündüz yaşananlar birbirine bağlanarak,
programlanmaktadır. Gündüz uyanık iken algılanan duyumlar rüya aracılığıyla
yapılanırlar. Yenidoğanlarda ve bebeklerde rüyalar, uykuya daldıktan 30-45
dakika sonra, büyük çocuklarda ise 120 dakika sonra ortaya çıkmaktadır.
Doğumdan sonraki dönemde süt çocuğu için bedensel gereksinimler uykuyu
etkilemektedir. Açlık uyandırmakta, tokluk ise uykuya dalmayı
kolaylaştırmaktadır. Bu dönemdeki uykusuzluklarda anne tarafından bebeğin
beslenmesi ya da duygusal desteklenmesinin yetersiz, ters ya da aşırı bir
biçimde karşılandığı görülmektedir. Uyku bebek için ritmik ve temel bir
gereksinimdir. Yenidoğan döneminden başlayarak bebeklerin ya da çocukların uyku
özelliklerine bakıldığında birçok değişiklikler görülmektedir. Bunlar
bireyseldir ya da dönemlere bağlıdır. Bebekler içinde çok uyuyanlar olduğu gibi
az uyuyanlar da vardır. İlk aylarda uykusuzluk sıradan bir durumdur, ancak
sonuçları nedeni ile aile için önemlidir. Ortaya çıkan gerginlik ve sinirlilik
durumu yalnız çocuğun uykusuzluğunu artırmaz, yeni çatışmaları da ortaya
çıkarır. Uykusuzluğun önemi ve ağırlığı bebeğin yaşı, gelişim düzeyi ve kişisel
özelliklerine bağlı olarak belirlenir. Yenidoğan 19-23 saat uyur. Başlangıçta
aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Yavaş yavaş gece ağırlıklı
olarak gelişir, üçüncü yıla doğru derinliğine kavuşur.
Uykusuzluk nedenlerine bakacak olursak; bedensel bir hastalık sırasında çekilen
sıkıntı ve acı uyku işlevinin bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca odanın
sıcak-soğuk ya da gürültülü olması gibi dış etkenler de uykuyu bozacaktır. 2-3
aylık bebekler çığırtkandır, kolay uyarılabilir, sinirlidir. Bu özellikler ise
annede sabırsızlık, yetersizlik gibi ilişkiden kaynaklanan zorlukları
yaratabilir. İlk aylardaki bakımın niteliği, sürekliliği ve yumuşaklığı çok
önemlidir. Bebeğin hareket ve dil becerisinin gelişme düzeyi, altının
temizlenmesi, anne ile bebek ilişkisinin biçimi, ailenin yaşam şekli, iklim,
çocuğu paylaşan birden fazla kişinin olması, annenin sıkıntı ya da
huzursuzlukları gibi bir çok özellik uykuyu etkileyecektir. Uykusuzluk bazen
bebeğin, bazen de annenin kişilik özelliklerinden kaynaklanır ve çatışmaların
sonucudur. Uyku sorunu genellikle duyarlı bir bebek ile yetenekleri bakımından
yetersiz bir anne arasındaki iyi işlemeyen bir ilişkinin işaretidir.
Uyku bozukluklarının önemli bir kısmı ikinci yılda ortaya çıkar. Bebek bu yaşta
kolay uyarılır bir durumdadır. Uykuya dalma sıklıkla zordur. Oto-erotik
tutumlar, geçiş nesnelerine bağlanma, uyuma ritüelleri (törenleri) sıktır.
Yaklaşık 12 saat süren gece uykusu ve 3-4 yaşına kadar sürecek gündüz uykuları
vardır. Uyku sakindir, sessizlik, karanlık ve uygun koşullar ister. Bebekler ve
çocuklar genellikle emme ve yemek yeme ile karnının doyması ya da anne babasıyla
geçirdiği doyurucu bir ilişki sonrasında uykuya dalmakta, bazen de ağlama,
inatlaşma gibi bir gerginlikten sonra uyumaktadırlar. Bu dönemde uykunun
niteliği bebeğin anne tarafından ele alınma biçimine bağlıdır. Eğer bedensel ve
psikolojik gereksinimleri karşılanmamışsa bebek uyanır ve doyurulmasını bekler.
Uykunun korunması annenin işlevidir, daha sonra rüyalar aracılığıyla gelişir.
Rüyalar psikolojik açıdan isteklerin gerçekleşmesine yardımcı olan bir araç
gibidir. Yaşamın ilk döneminde ise bu işlev ancak emme amaçlıdır.
Çocuklarda uykuya dalma zorlukları
İkinci ile altıncı yaşlar arasında aşırı hareketli olan çocuk uykuya dalma
konusunda direnebilir. Ayrıca ilk kaygılı rüyalar da bu zorluğu arttırır. Bu
dönemde yatmaya direnen çocuk çeşitli bahaneler bulur. Korktuğunu, yalnız
yatamadığını söyleyerek anne baba ile yatmak isteyebilir, odasında gece bir ışık
yakılmasını ister, bir oyuncak ya da yastık gibi uykuya geçişi kolaylaştıracak
bir eşyaya sarılabilir, ilk bir yılda gördüğümüz davranışlardan olan parmak emme
ile rahatlamaya çalışabilir ya da aileden birinin anlatacağı masala bağlanır.
Dış ortamdaki koşulların uygunsuzluğu (gürültü, anne baba ile birlikte yatma,
uyku saatinin düzensizliği), uygun olmayan dış baskılar (aşırı baskıcı anne
babasına karşı otonomisini korumaya çalışan çocuk) ve sıkıntılı ya da çatışmalı
bir ev ortamı bu geçiş dönemini bozar.
Çocuk rüyalardan ya hoşlanır ya da çoğu zaman bildirildiği gibi korku ile güçlü
tepkiler sergileyebilir. Rahatsız edici rüyalar çocuk 3, 6 ve 10 yaşında iken en
yoğundur. İki yaşındaki çocuğun rüyaları kovalanmak ya da ısırılmak ile ilgili
olabilmekte, dört yaşında ise bazı hayvan rüyaları ile iyi ya da kötü insanlarla
karşılaşılan rüyalar başlamaktadır. Beş ya da altı yaşlarında öldürme ya da
yaralanma ile uçma, arabada olma ve belirgin hayaletlerin olduğu rüyalar vardır.
Çocuklukta saldırgan rüyalar oldukça ender görülür, onun yerine çocuğun
bağımlılığını yansıtan tehlikede olduğu şeklinde rüyalar görülür. Beş yaşına
doğru çocuk o zamana kadar gerçek yaşantılar olduğuna inandığı rüyaların gerçek
olmadığını fark etmeye başlar. Yedi yaşına gelinceye kadar çocuklar rüyaların
kendileri tarafından yaratıldığını bilirler. Üç ile altıncı yaşlar arasındaki
çocukların, anne babaları ile bağlantılarını sürdürebilmek, odalarını daha
gerçekçi ve daha az korkutucu bir şekilde görebilmek için yatak odalarının
kapısını ya da ışığını açmak istemeleri doğaldır. Zaman zaman çocuklar
rüyalardan kaçmak için yatmağa gitmeyi reddedebilirler. Uykuya dalma güçlükleri
genellikle rüya görmelerle bağlantılıdır. Uyku dünyasında iken gerçek dünyadan
kopmamak için güvenliği sağlayan koruyucu yöntemlerin oluşturulduğu
alışkanlıklar geliştirilir.
Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde uyuma ve uyku ile ilgili sorunların başında
yatağa gidip uyuma konusunda direnme gelmektedir. Çocuk ağlar, yatırıldıktan
sonra kalkar, anne baba ile uzun çekişmeler yaşar. Bu direnme kimi çocukta yatma
korkusuna dönebilmektedir. Çocuk odasının ışığını açmakta, kapıyı aralık tutma,
anne baba arasında ya da koltukta uyumaktadır. Uyumadan yatağına geçmez.
Sıklıkla sıkıntılı rüyalar sonrasında ortaya çıkar. Çocukların uyku için yatağa
gitmeden önce geliştirdikleri kendilerine özel yatma törenleri olabilmektedir.
Bu törenler 3-6 yaşları arasında sıktır. Yastık, oyuncak gibi bir eşya
olmalıdır. Ayrıca bir bardak su, şeker, aynı masalın anlatılmasını ister. Bunlar
her zaman aynı şekilde olmalıdır. İlişkinin kesilecek olması kaygısıyla ortaya
çıkan sıkıntının giderilmesine yönelik belirtilerdir.
Bebek ve çocuklarda sorun yaratan ya da tedavi gerektiren uykusuzluk çok
nadirdir. İleri yaş çocuğu ve ergende gözlenir. Bu çocukların ya da gençlerin
uyku saatlerinin 21:00- 22:00 yerine saat 01:00-02:00 olacak şekilde kaydığı, bu
nedenle sabah daha geç kalktıkları görülmektedir. Nedenleri arasında gencin
kendi yaşamını kontrol etme çabası, TV seyretme, radyo dinleme ve geç zamanlara
kadar okuma gibi erken çocukluk alışkanlıklarının yani yatma törenlerini
sürdürmeleri nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.
Uyku ile ilgili sorunlar
Gece terörü (night terror)
Gece çocuk yatağında ağlar, gözleri dalgın bir şekilde bakar, korkmuş bir yüz
ifadesi vardır. Çevresini tanımaz, solgundur, terler, çarpıntısı vardır. Bu
durum bir kaç dakika sürer. Çocuk tekrar uyur. Çocuk sabah uyandığında, gece
olanlarla ilgili hiç bir şey hatırlamaz. Uykusunun rüyasız uyku döneminde ortaya
çıkmaktadır. Genellikle 5-6 yaşlarına doğru azalarak kaybolur. Seyrek olarak
kaybolmaz ve tedavi gerektirir.
Sıkıntılı düşler
Çocukların % 30'unda olur. İkinci yaştan sonra görülür. Çocuk uyanır, ağlar,
bağırır, yardım ister. Sıklıkla sabah hatırlanır. Sıkıntılı düşler genellikle
uyku başında görülür, güzel rüyalar ise genellikle sabaha karşıdır. Özellikle
çocuğun yaşantısında yoğun sıkıntılı bir olay varsa sıradan bir durumdur, ayrıca
ruhsal aygıtın yapılanmasının bir göstergesidir. 4-5 yaşından sonra şiddeti
giderek azalır. Çocuk uyanır, endişelidir. Anne babasının yatağına gider ve
uyumaya devam eder.
Uyurgezerlik
Erkeklerde daha sıktır. 7-12 yaşlar arasında görülür. Ailede uyurgezerlik
olanlarda daha sıktır. Gecenin ilk yarısında çocuk yataktan kalkar. Bazen
karmaşık, her zaman aynı şekilde tekrarlanan bir etkinlik içine girer. 10-30
dakika sonra tekrar yatar, uykusuna devam eder. Sabah hiçbir şey hatırlamaz. En
basit şeklinde gözler açılır ve yataktan kalkmaya çalışır. Altı ile on iki
yaşları arasındaki çocukların altıda birinde en az bir kez olurken, bunların
ancak % 3-5'inde uyurgezerlik gelişir. Rüyasız uyku döneminde görülür.
Kaynak: Doç. Dr. Selahattin Şenol